26 Haziran 2007 Salı

Hrant'ı katledenlerin halet-i ruhiyesi

Murat Belge bugün milliyetçilik üzerine yazmış. Son zamanlarda okuduğum en iyi köşe yazılarından biriydi ve aslında Türkiye'de "değeri" belirleyenin/tanımlayanın ne olduğunu anımsatması açısından da epeyce anlamlı bir yazı. Buraya da taşıyayım:



Murat Belge
26/06/2007 (2634 kişi okudu)
Sözünü ettiğim 'Türkçü siteler'de şu tür sloganlara sık sık rastlıyorsunuz: 'Milletlerin kardeşliği değil, Türklerin üstünlüğü!' Milliyetçiliğin böyle bir üstünlük gütme davasından arınmasının çok zor olduğunu, birtakım bireyler böyle inceltilmiş bir milliyetçi ideolojiyle yaşasa bile, kitlesel ideolojide bu gibi özlemlerin giderilemeyeceği sık sık söylenmiştir. Şüphesiz buna rağmen, bunun pekâlâ mümkün olduğunu savunanlar da vardır (kendileri de fazla inanmasalar bile). Çünkü biraz 'ölçü' bilenleri, bu davanın kamufle edilmiş olarak kalması gerektiğini de öğrenmişler. Ama 'Merhaba ırkdaşım' diye lafa başlayanların 'ölçü' filan dinlediği yok. Bunun iyi tarafı da işin harbi olması, gizlisinin saklısının kalmaması. Yani 'Türklerin üstünlüğü'... Bütün bu 'üstünlük' iddialarının, millet veya ırk düzeyinde ya da sözgelişi Nietszche'de olduğu gibi birey düzeyinde olsun, bir ezilmişlik ve altta kalmışlık kompleksinin sonucu olduğu çok söylenmiştir. Bunun böyle bir temelden kaynaklanan bir tavır olduğunun anlaşılması veya kanıtlanması da, uzun boylu sofistike psikolojik açıklamalar gerektiren bir şey değil. Konuşana bakınca anlaşılıyor. İddia sahibi, Yasin Hayal gibi, 'Efsane geri geldi' falan yollu, kendi için slogan üreten, her fırsatta şiddete başvuran (ama risk büyüyünce de başkasını işe gönderen) birileri. Sınırsız bir 'üstünlük' özlemi var, kendisi için. Ama bunun gerçekleşme yolu ne? Ne yapacak da, bu adam, üstün olacak, üstünlüğünü kabul ettirecek? Futbol oynayarak mı? Daha birkaç sokak kavgasında adam döverek mi? Bunlar hepsi başarıldığında, bir küçük kasaba çöplüğünün horozu olmanın ötesinde bir 'üstünlük' elde ediyor mu? Ama 'Türk' üstünse, Yasin de üstün, geçen gün aktardığım, durumu 'kan dökmek', 'etnik temizlik günü beklemek' ve benzeri letafet olan bütün bu zevat de üstün. 'Nesep' itibarıyla üstün olacaklar. Bu iş bu şekilde gerçekleştiğine göre, onlar da, ırkları da, Shakespeare gibi tragedya, Dostoyevski gibi roman yazmak zorunda değiller. Kant gibi felsefe yapmaları, Bach gibi konçerto yazmaları, Caruso gibi şarkı söylemeleri gerekmiyor. Bu isimleri bilmeleri bile gerekmiyor. Hatta, marifetleri, bilmemek. İşte, çocuk milliyetçi olmuş, milliyetçilik adına köfteci bombalamış, ayaktaşını gönderip Ermeni öldürtmüş, sadece bu zaten iyi bildiği ve iyi becerdiği işleri yaparak 'üstün' olduğunu kanıtlamış, ülkesinin Nobel kazanmış yazarına 'Akıllı ol, akıllı!' diye bağırıyor. Ve tabii o yazara, onun gibi başkalarına mahkeme kapısında bağıran bir başka 'üstün' Türk'ün denginin içinden bomba kutusu çıkıyor -üç eksiğiyle. Sonra, tabii, bütün bu 'üstün Türkler'in 'üst'leri var. Onlar bu kadar ayak altında, ortalıkta olmamalı, görünmemeli hesapça; ama 'Memleket elimizden gidiyor' korkusunun yarattığı telaşe içinde her şey çığırından çıkmış, onlar da sık sık 'görülür' veya 'işitilir' oluyorlar, bir fotoğrafın içinde beliriveriyorlar. Irkçılık, günümüzde, bu nihai biçimini aldı. Birilerine lazım, onun için pompalanıyor, yeniden üretiliyor. Avrupa Birliği'ne, yani demokratikleşmeye karşı, 'aşağıdan-yukarıya', sivil direniş örgütleyeceğiz ya, işte onun için bize böyle ateş gibi, yiğit bir gençlik lazım.Murat Belge
26/06/2007 (2634 kişi okudu)
Sözünü ettiğim 'Türkçü siteler'de şu tür sloganlara sık sık rastlıyorsunuz: 'Milletlerin kardeşliği değil, Türklerin üstünlüğü!' Milliyetçiliğin böyle bir üstünlük gütme davasından arınmasının çok zor olduğunu, birtakım bireyler böyle inceltilmiş bir milliyetçi ideolojiyle yaşasa bile, kitlesel ideolojide bu gibi özlemlerin giderilemeyeceği sık sık söylenmiştir. Şüphesiz buna rağmen, bunun pekâlâ mümkün olduğunu savunanlar da vardır (kendileri de fazla inanmasalar bile). Çünkü biraz 'ölçü' bilenleri, bu davanın kamufle edilmiş olarak kalması gerektiğini de öğrenmişler. Ama 'Merhaba ırkdaşım' diye lafa başlayanların 'ölçü' filan dinlediği yok. Bunun iyi tarafı da işin harbi olması, gizlisinin saklısının kalmaması. Yani 'Türklerin üstünlüğü'... Bütün bu 'üstünlük' iddialarının, millet veya ırk düzeyinde ya da sözgelişi Nietszche'de olduğu gibi birey düzeyinde olsun, bir ezilmişlik ve altta kalmışlık kompleksinin sonucu olduğu çok söylenmiştir. Bunun böyle bir temelden kaynaklanan bir tavır olduğunun anlaşılması veya kanıtlanması da, uzun boylu sofistike psikolojik açıklamalar gerektiren bir şey değil. Konuşana bakınca anlaşılıyor. İddia sahibi, Yasin Hayal gibi, 'Efsane geri geldi' falan yollu, kendi için slogan üreten, her fırsatta şiddete başvuran (ama risk büyüyünce de başkasını işe gönderen) birileri. Sınırsız bir 'üstünlük' özlemi var, kendisi için. Ama bunun gerçekleşme yolu ne? Ne yapacak da, bu adam, üstün olacak, üstünlüğünü kabul ettirecek? Futbol oynayarak mı? Daha birkaç sokak kavgasında adam döverek mi? Bunlar hepsi başarıldığında, bir küçük kasaba çöplüğünün horozu olmanın ötesinde bir 'üstünlük' elde ediyor mu? Ama 'Türk' üstünse, Yasin de üstün, geçen gün aktardığım, durumu 'kan dökmek', 'etnik temizlik günü beklemek' ve benzeri letafet olan bütün bu zevat de üstün. 'Nesep' itibarıyla üstün olacaklar. Bu iş bu şekilde gerçekleştiğine göre, onlar da, ırkları da, Shakespeare gibi tragedya, Dostoyevski gibi roman yazmak zorunda değiller. Kant gibi felsefe yapmaları, Bach gibi konçerto yazmaları, Caruso gibi şarkı söylemeleri gerekmiyor. Bu isimleri bilmeleri bile gerekmiyor. Hatta, marifetleri, bilmemek. İşte, çocuk milliyetçi olmuş, milliyetçilik adına köfteci bombalamış, ayaktaşını gönderip Ermeni öldürtmüş, sadece bu zaten iyi bildiği ve iyi becerdiği işleri yaparak 'üstün' olduğunu kanıtlamış, ülkesinin Nobel kazanmış yazarına 'Akıllı ol, akıllı!' diye bağırıyor. Ve tabii o yazara, onun gibi başkalarına mahkeme kapısında bağıran bir başka 'üstün' Türk'ün denginin içinden bomba kutusu çıkıyor -üç eksiğiyle. Sonra, tabii, bütün bu 'üstün Türkler'in 'üst'leri var. Onlar bu kadar ayak altında, ortalıkta olmamalı, görünmemeli hesapça; ama 'Memleket elimizden gidiyor' korkusunun yarattığı telaşe içinde her şey çığırından çıkmış, onlar da sık sık 'görülür' veya 'işitilir' oluyorlar, bir fotoğrafın içinde beliriveriyorlar. Irkçılık, günümüzde, bu nihai biçimini aldı. Birilerine lazım, onun için pompalanıyor, yeniden üretiliyor. Avrupa Birliği'ne, yani demokratikleşmeye karşı, 'aşağıdan-yukarıya', sivil direniş örgütleyeceğiz ya, işte onun için bize böyle ateş gibi, yiğit bir gençlik lazım.

Hiç yorum yok: